logo
atatürk
  • Özlem Bitiyor; İşte Yaşamak
  • Tarlamdaki Öküzümü Satmıştım
  • Yepyeni bir komedi oyunu “piknik sepeti”
  • Yazılı Kağıtları
  • Özlem Bitiyor; İşte Yaşamak
  • Tarlamdaki Öküzümü Satmıştım
  • Yepyeni bir komedi oyunu “piknik sepeti”
  • Yazılı Kağıtları
Melahat E. TEKEŞİN
melahattekesin@gmail.com

- Tarlamdaki Öküzümü Satmıştım   Yeni   

09 Ekim 2019
Rya Tabirleri

Orta öğretimden mezun olmuştuk; Erzurum Nenehatun Kız Öğretmen Okulu’na yatılı girebilmek adına, ilk adım olarak kendi ilimizde yazılı sınavına girmiş ve kazanmıştık. İkinci adım, sözlü sınava girmek için Erzurum yolcusu olmuştuk.

Yorucu bir otobüs yolculuğu sonucunda, ikindi saatlerine doğru şehre varmıştık. İlk hareketimiz, otellerin birine yerleşmek olmuştu. Bir gecelik konaklamadan sonra, sabahın erken saatlerinde hazırlanarak heyecanlı bir şekilde, o günlerde kocaman bulduğumuz, okulun demir kapısının önünde birikmiştik.

Ürkek ceylanlar gibi, bize eşlik eden babalarımızın ceketine sarılarak açılan kapıdan içeriye girdik. İki tarafı, kavak ağaçlarıyla sıralanan beton yolda yürüyerek okulun merdivenlerinin önünde toplandık. Sonradan okul müdürü olduğunu öğrendiğimiz Fethi Taner Bey, beden eğitimi öğretmeninin bizleri sıraya dizmesinden sonra, “Hoş Geldiniz” konuşmasına başlamıştı.

Fethi Bey; isim listelerimizin, okulun giriş bölümündeki camlı bölümde asıldığını, sırası gelen öğrenciyi çağıracaklarını, okul öğretmenlerinden kurulu jüri grubunun, bizi sözlü sınava alacaklarını açıklamıştı. Daha jürideki öğretmenleri görmediğim halde, ayaklarım titremeye başlamış,  yanaklarım al al olmuş, alnımdaki terlerim boynuma damlamaya başlamıştı.

Bir taraftan da yan gözle çevremdekileri inceliyordum. Okul merdiveninin sol tarafına velilerimiz yerleştirilmişti. Merdivenlerin ön cephesine, yüzümüz okula dönük olarak sıraya dizilmiştik.

Karnını ovuşturarak babalarından medet umanlar.

Alnını avuçlarının içine alanlar,

Parmaklarına saçlarını dolayanlar…

Herkes benim gibi, birbirimizden farkımız yok” diye düşündüm.

İsmim okunup merdivenlerden çıkarken tam bir robot yürüyüşü ile jürinin bulunduğu kapıya, büyük sınıflardan bir öğrencinin eşliğinde gittim.

Kapıyı tıkladım, “gir” sesi ile kapıyı aralayarak içeriye girdim. Jüri üyelerinden biri:

Adını söyler misin?” dedi.

Yüksek sesle ismimi söyledim. Kendi sesimi duymamla birlikte, sanki sihirli bir el değmiş bütün heyecanımı alıp gitmişti.

Peki, isminin anlamını biliyor musun?

Biliyorum öğretmenim, süs bitkisi anlamını taşıyor

Peki, sen bunu ne zaman öğrendin?

Bizden önceki bazı arkadaşlarımıza aynı soruları sormuşsunuz,  bana da sorabileceğinizi düşünerek okuldaki büyük ablalara sordum

Ablaların, senin yüzüne bakarak yorumlamışlar, bir dahaki sefere, bilgileri kitaplardan öğren, olur mu?

Gülüşmeler.

Benim çekingenliğim nereye gitmişti, sordukları soruları bilsem de bilmesem de, suskun kalırsam kazanamam korkusuyla, kendimden emin olarak vereceğim bir açıklamam oluyordu. Cılız vücudumdan çıkan tok sesim, odayı doldurmaya yetiyordu.

Çıkabilirsin” dediler.

Koridora çıktığımda, etrafımı saran öğrenciler: “Ne sordular, ne sordular?” Seslenişlerini yanıtlayarak babamın yanına gittim. “Görevin bitti, bundan sonra, hakkında hayırlısı olan olsun” dedi babam.

Heyecanlı bekleyiş sonrası, listeler asılmış birkaç arkadaşımız hariç çoğumuz kazanmıştık.

Merdivenlerin sol köşesinde, babalardan biri duvara yaslanmış iki büklüm vaziyette, avucunun içine buruşturduğu bohça büyüklüğünde mendille hem gözyaşlarını siliyor hem de ağıt yakarak ağlıyordu.

Doğu şivesiyle dizlerine vuruyor, şöyle diyordu:

Gitti, gül gibi tarlamdaki öküzüm gitti, sabanımı çeken öküzümü sattım da harçlık edinerek, yol parası yaparak kızımı getirdim. Kızımı, eve geri götürecek otobüs param bile kalmadı!

Hiçbirimiz sınavı kazandığımıza sevinememiştik, koca dağ gibi adam hem kızının kazanamadığına hem de pul parasına sattığı öküzüne ağlıyordu. Hayatımda ilk kez, koca adamın hüngür hüngür ağlamasına şahit oluyordum. Herkes şaşkındı, “yok mu bir çaresi?” şeklinde bakışmalar gözlemliyordum.

Bize komşu ilçeden bir arkadaşımız, babası ile değil de abisi ile gelmişti. Adını, Mustafa olarak bildiğimiz, lise çağlarında görünüşlü delikanlı, çevik hareketlerle merdivenleri çıkarak ağlayan adamın koluna girdi. Bahçe duvarı dibine doğru götürerek teselli etmeye başladı, ama teselli ettikçe adam daha yüksek sesle ağlıyordu; hatta ağlamıyor böğürüyordu, desem daha doğru bir ifade olacak.

Okul müdürünün ve de öğretmenlerin lojmanları hemen okulun giriş duvarına yakın bölümde yer alıyordu. Büyük bir kamyon yanaşmış lojmandan boşaltılan eşyalar, kamyona yükleniyordu.

Okul müdürünün tayini çıkmış onun eşyalarını başka bir okul lojmanına gitmek üzere kamyona yükleniyor” dediler.

Arkadaşımızın abisi telaşla, okul müdürünü sordu “Eşyaları yüklenen kamyonun yanındaki adam” dediler. Hemen okul müdürünün yanına gitti, bir şeyler konuştu.

Tekrar yanımıza geri döndü, babalarımızın meraklı bakışlarını rahatlatmak adına, konuştuklarını bize aktarıyordu.

Genç delikanlı şöyle açıklıyordu:

Müdürün yanına gittim, Kars yöresinden gelen adamın, içler acısı durumunu aktardım. Müdür Bey’e şöyle bir açıklamada bulundum

Bu devirde, kız çocuğu için sabanını çeken öküzünü satabilen babanın elini değil, ayağını yıkayıp suyunu içerim. Benim kardeşim sınavı kazandı, ama “Ben annemi özlerim evime geri götür” diye ağlıyor. Kardeşimin yerine siz, o muhterem adamın kızını alınız. Benim ailem de o kadar zengin değil, ama kardeşimi bir yıl sonra tekrar sınava getirebilirim; dedim” dedi ve açıklamaya devam etti.

Müdürün bunlardan haberi yoktu, o da duruma kayıtsız kalamadı, çok üzüldü ve şöyle bir öneride bulundu

Kazanan kardeşinin yerine başka bir kız çocuğunu almak imkansız, olur mu öyle saçmalık? Yönetmelikte öyle bir açıklama zaten yok, kardeşinin geleceği de aynı ölçüde önemli; ama şöyle bir şey yapabilirseniz olabilir: Siz, baba ve kızını iki ay boyunca bir otele yerleştirin. Okula gündüzlü öğrenci alımında eksikliğimiz mevcut; iki ay boyunca, gündüzlü olarak kaydını yaparız. İki ay sonra, yatılı olarak yedekten alabiliriz” dedi, Müdür Bey, diyerek babalarımıza döndü:

Ben de, affınıza sığınarak, otele yerleştiririz, dedim. Destekleyeceğinizi düşünerek sizin adınıza da söz vermiş oldum; katkıda bulunur musunuz?” dedi. Genç delikanlının önerisi hemen memnuniyetle kabul gördü. Babalarımızdan, eşten dosttan, iki aylık otel parasını hazır edildi. Baba ve kızını, otele yerleştirdi liseli genç. Aradan iki hafta geçmişti ki, Karslı kız yatılı olarak aramıza katılmıştı bile. İki aylık otel parası da muhterem babaya harçlık olarak kalmıştı.

Dönüşünde, öküzünü geri alabildi mi bilinmez, ama kızına, aydınlık yolun kapıları açılmıştı; liseli gencin gayretleriyle.

Başka bir arkadaşımız da sınavı kazanmış ama hastaneden, okula giriş raporu olan “sağlam” raporunu, göz kusurundan dolayı alamamıştı. Nasıl başarmışsa (?) arkadaşımıza da “sağlam” raporu alımında yardımcı olmuş ve kaydını sağlamıştı.

Gözümüzün önünde, iki bireyin hayatına yön vermişti liseli genç.

Aradan yıllar geçecek ve ben, komşu kasabaya gelin olacaktım. Öğrenecektim ki kızını okutmak adına, tarladaki öküzünü satarak Erzurum’a gelen babaya yardım elini uzatan, kızın hayatına yön veren genç; sevgili eşimin hem komşusu hem de aile dostu, arkadaşı olarak karşıma çıkacaktı.

Hatta, ilçede hemen hemen herkesin, onun hakkında anlatacağı bir hikayesi olacaktı…

Bu hikayelerden birini de sevgili eşimden dinlemiştim:

Gençlik yıllarımızda, devre farkımız olsa da zaman zaman hem şehri olarak bir araya gelir, aktiviteler düzenlerdik.

Günlerden bir gün, arkadaşlar birleştik, sinemaya gidiyoruz. Tam vapurdan inmek üzere iken bir arkadaşımız, adamın biri ile kavgaya tutuştu tutuşacak:

Adamın cüssesi hepimizi katlar, bıyıklarını arkadaşımızın boğazına dolasa, oracıkta nefesini keser. Adam, çelimsiz arkadaşımıza, bir üflese, arkadaşımızı güverteden fırlatır. Bizim de o gün keyfimiz çok yerinde, kavga istemiyoruz. Mustafa, kavgaya karışmak üzere olan arkadaşımızın arkasına geçerek:

Hastaneye götürüyoruz, delidir” işaretini yaptı.

Koca cüsseli adam, birden bire kendini toparladı. Arkadaşımızın mutlak bir akıl hastası olduğunu düşünerek:

Affedersiniz, sizi ben yanlış anladım” diyerek özür diledi. Arkadaşımız şaşırdı, anlamsız bakışlarla bir adama, bir bize baktı; adam da çoktan kalabalığa karışmıştı…

Mustafa’nın zekice davranışı, bizi mutlak bir kavgadan kurtardı” demişti.

Kim bu delikanlı?” der gibi düşündüğünüzü biliyorum.

Bu delikanlı, liseden mezun olacak, Erzurum Üniversitesi‘ni de bitirecekti. Rize ilinin Ardeşen ilçesinden milletvekili olacak, Türkiye Büyük Millet Meclisi kabinesinde, on sekizinci dönem milletvekili, Mustafa Nazikoğlu olarak karşımıza çıkacaktı.

Sevgili eşimin hastalık süresince, fırsat bulunca ziyaretine gelmeyi hiç ihmal etmedi, gelemediği dönemlerde de telefonla aradı. Hatta, eşimden sonra da sevgili eşi Gülsüm Hanım’la “Evde rahatsız etmeyelim, dışarıda bir mekanda buluşalım”  önerisi gelmişti. Ben de, eşim adına gelen misafirlerimi evde ağırlamaktan gurur duyacağımı bildirmiştim.

Şimdilerde, kendisi de Hakk’ın rahmetine kavuştu.

Yemekte buluşmak kısmet olmadı, ama inanıyorum ki iki dost insan buluşmuşlardır.

Çok kişinin hayatının yönünü değiştirdi, çok kişinin koluna altın bileziğini taktı.

Kim bilir? Gittiği yerde de hayatının hiçbir döneminde, bir daha karşısına çıkamayan Karslı baba da tarladaki öküzü ile onu karşılamıştır.

Ruhları şad, mekanları Cennet olsun diliyorum.

Saygılarımla.

Melahat Erten Tekeşin.

Tarlamdaki Öküzümü Satmıştım

 

Melahat Erten TEKEŞİN'in diğer yazıları

Yazılı Kağıtları

Yazılı Kağıtları

Çocukluk günlerimden birine götürmek istiyorum. Çocuksu, duygularımızla her şeyi bildiğimizi sanacak kadar saf olduğumuz günlere… İlkokul bitmiş ortaokula başlamıştık. Tek öğretmenli, hayatımızdan çok öğretmenli günlerimize geçmiştik. Her öğretmen ayrı karakter taşıyordu ve biz onların anladığı dilden hareket etmeliydik… Biz öyle düşünüyorduk desem daha doğru olacak sanırım. Matematik öğretmenimiz, ‘B’ şubesini yazılı yapmış “sınıfta iyi not alan olmamış” haberini almıştık. [...]

Teşekkürler

Teşekkürler

Güzel güneşli bir yaz günlerinin sabahına uyanmıştım. Üzerimdeki yorganı hafifçe üzerimden kaydırarak gece boyu tüm bedenimi koruma altına alarak, vücudumu koruyarak hizmet verdiğinden dolayı teşekkürlerimi sunmuştum. Sağ omuzumdan kayarak ayaklarımı yere basmıştım. Sol omuzumdan geriye bakarak, beni gece boyu üzerinde taşıyan yatağıma, karyolaya, yastıklara nevresim takımına da teşekkürlerim olmuştu. Ayağıma geçirdiğim terliklere, benim ağırlığımı taşıyacaklarından dolayı, peşinen teşekkür [...]

Bir tuhaflık vardı !

Bir tuhaflık vardı !

Altı katlı apartmanın dördüncü katından pencerenin perdesini kenara çekip düzgünce kenara yerleştirdim. Pürüzsüz gökyüzünü seyretmenin, aralanan pencereden gelen temiz havayı içime çekmenin keyfini yaşıyordum. Kapımın zili çaldı, “Allah Allah, bu saatte de kimseyi beklemiyordum, dış kapı görevlisi de haber vermedi; kim geldi, acaba?” diyerek kapıya yöneldim, merakla kapıyı açtım. Karşı komşumun kızı, bütün sevimliliğiyle, neredeyse, [...]

Kırmızı Benekli Alabalıklar

Kırmızı Benekli Alabalıklar

Demir halkalı kapıyı aralamış okulun bahçesine girmiştim. Beni fark eden öğrencilerim okul bahçesi boyunca patır kütür koşarak yanıma gelmişlerdi. Ne güzel bir günaydın deyişiydi öyle, paha biçilemez, eşi benzeri yoktu karşılamaların. “Ne kadar güzel mesleğim var benim, çocuklarımla karşı karşıya gelmek, onların, renkli dünyalarına girmek, ne hoş, ne güzel” diye düşünmüştüm. Bir kısım öğrenciler de heyecanla bahçenin [...]

Babaannem

Babaannem

Çocukluğumda, en ilginç bulduğum olaylardan biriydi, yaşlılarımızın eşyalarla konuşması. Galiba, mizacını sert buldukları insanlara söyleyemediklerini, çevrelerinde canlı cansız varlıkların her türlüsüne yüksek sesle dile getirerek deşarj olurlardı. Mutfağın en yakınındaki odasında yatardı babaannem. Genellikle odasında dinlenmeyi tercih ederdi. Yaşlılık gelmiş çatmış dizlerindeki takat da azalmaya başlamıştı ama pes etmek yoktu, son gayretine kadar bütün enerjisini harcamaya, bayrağını gelinine devretmeye niyeti [...]

Komşunun Fendi

Komşunun Fendi

Komşuluk: Ev, işyeri, arazi, köy, şehir ve ülke bakımından yakın olanlara komşu dendiğini, hepimiz biliriz. Komşular, ailemizden sonra en yakın sosyal çevremizi oluştururlar. Komşularımızla, huy, karakter, mizaç, anlayış ve farklı inanç yapısına sahip olabiliriz. Farklı kültür, görgü ve farklı alışkanlıklarımız olabilir. Farklı ekonomik yapılara sahip komşularla da bir araya gelebiliriz. Köy, kasaba gibi küçük yerleşim birimlerinde, [...]

 

Melahat Erten TEKEŞİN'in Yazılarına Yapılan Yorumlar

Uğur Böcekli Ayakkabılarım yazısına Hilmi Erduran tarafından yapılan yorumlar

Gerçekten bu yaşanan cocukluğumuz ve bayram hazırliklarimiz,70 şinde olsakda çocuksu duygularin hayali ,,mekâni ve çevresi ile olşuyor insanda,bir daha yaşattiniz çocukluğumuzu.teşekkürler..ederim. ...

Uğur Böcekli Ayakkabılarım yazısına Hilmi tarafından yapılan yorumlar

Gercekten cocuklugumuzun bayram hazirliklarini animsattiniz. 70'misimde olsam bile gecmisteki bu bayramlari hatirlamakla mutlu oldum. Teşekkür ederim, kaleminize saglik.. ...

Uğur Böcekli Ayakkabılarım yazısına Alparslan Alemdar tarafından yapılan yorumlar

Güzel yazılmış hoş bir anı. Hatırladıkça insan o günleri yeniden yaşıyor. ...

Güzüme Takılanlar 3 yazısına S. Eryılmaz tarafından yapılan yorumlar

Çok sıcak gülümseten bir yazı olmuş. Ellerinize sağlık. Akıcı bir dille yazılmış. ...

 

Sayısal Loto Süper Loto Şans Topu On Numara

 

Özlem Bitiyor; İşte Yaşamak

Bazı insanlar vardır… Onlarla olmaktan mutlu olursunuz. Paylaştığınız her şeyin anlamı vardır. Nerede olursanız olun, aklınıza geldiklerinde yüzünüzü bir gülümseme kaplar. Ve keşke yanımda olsaydı dersiniz. Öyle bir özlemdir ki, bu, onun yerini kimse dolduramaz. O dosttur, o candır, o sevdadır, o gözyaşıdır, o kahkahadır. O özlemdir, O bir tanedir. Bir gün, şu veya bu nedenden [...]

Tarlamdaki Öküzümü Satmıştım

Orta öğretimden mezun olmuştuk; Erzurum Nenehatun Kız Öğretmen Okulu’na yatılı girebilmek adına, ilk adım olarak kendi ilimizde yazılı sınavına girmiş ve kazanmıştık. İkinci adım, sözlü sınava girmek için Erzurum yolcusu olmuştuk. Yorucu bir otobüs yolculuğu sonucunda, ikindi saatlerine doğru şehre varmıştık. İlk hareketimiz, otellerin birine yerleşmek olmuştu. Bir gecelik konaklamadan sonra, sabahın erken saatlerinde hazırlanarak heyecanlı bir şekilde, [...]

Yepyeni bir komedi oyunu “piknik sepeti”

Kültür seviyeleri birbirlerinden farklı iki ailenin bir piknikte yollarının kesişmesinin eğlenceli hikayesi sizi çok güldürecek. 2013’ten bu yana sahneye koyduğu komedi oyunlarıyla tiyatro severlerin büyük beğenisini kazanan Ahmet Çevik Tiyatrosu, 2019-2020 Sezonunda “Piknik Sepeti” adlı komedi oyununu sahneye taşıyor. Piknik Sepeti adlı oyunu Deniz Nida Şener kaleme aldı, Ahmet Çevik’in rejisiyle sahneye koyuldu. Oyuncu kadrosunda tiyatro ve [...]

Yazılı Kağıtları

Çocukluk günlerimden birine götürmek istiyorum. Çocuksu, duygularımızla her şeyi bildiğimizi sanacak kadar saf olduğumuz günlere… İlkokul bitmiş ortaokula başlamıştık. Tek öğretmenli, hayatımızdan çok öğretmenli günlerimize geçmiştik. Her öğretmen ayrı karakter taşıyordu ve biz onların anladığı dilden hareket etmeliydik… Biz öyle düşünüyorduk desem daha doğru olacak sanırım. Matematik öğretmenimiz, ‘B’ şubesini yazılı yapmış “sınıfta iyi not alan olmamış” haberini almıştık. [...]

Teşekkürler

Güzel güneşli bir yaz günlerinin sabahına uyanmıştım. Üzerimdeki yorganı hafifçe üzerimden kaydırarak gece boyu tüm bedenimi koruma altına alarak, vücudumu koruyarak hizmet verdiğinden dolayı teşekkürlerimi sunmuştum. Sağ omuzumdan kayarak ayaklarımı yere basmıştım. Sol omuzumdan geriye bakarak, beni gece boyu üzerinde taşıyan yatağıma, karyolaya, yastıklara nevresim takımına da teşekkürlerim olmuştu. Ayağıma geçirdiğim terliklere, benim ağırlığımı taşıyacaklarından dolayı, peşinen teşekkür [...]

Bir tuhaflık vardı !

Altı katlı apartmanın dördüncü katından pencerenin perdesini kenara çekip düzgünce kenara yerleştirdim. Pürüzsüz gökyüzünü seyretmenin, aralanan pencereden gelen temiz havayı içime çekmenin keyfini yaşıyordum. Kapımın zili çaldı, “Allah Allah, bu saatte de kimseyi beklemiyordum, dış kapı görevlisi de haber vermedi; kim geldi, acaba?” diyerek kapıya yöneldim, merakla kapıyı açtım. Karşı komşumun kızı, bütün sevimliliğiyle, neredeyse, [...]

Anneler Günü Kutlu Olsun..

Anneler Günü, anneleri anmak ve onurlandırmak amacıyla tüm dünyada farklı zamanlarda kutlanan özel gün.Anna Jarvis’in kaybettiği kendi annesi için 1908 yılında başlattığı anma günü, 1914 yılında Kongrenin onayıyla Amerika çapında genişledi. Zamanla başka ülkelere de yayıldı. Annelere armağan edilen bu özel gün Türkiye’de 1955 yılından bu yana kutlanmaktadır. Türkiye’de Mayıs ayının 2. Pazar günü Anneler Günü [...]

 

Melehat Erten Tekeşin, Sezen Aksu, Eser Ürküt, Köşe Yazarı, Yazarkafe Yazarı, Ekrem Örsoğlu, söz yazarı, Zeus Ekrem, Karavancı Zeus, Akyaka Tarzanı, Köşe Yazıları, Alierenin Dünyası, alieren.eu, Alieren Ürküt, şiir bul, rüyamda, rüya tabirleri, rüya yorumla, yazarkafe yazarı, fikradeposu.net, fikradeposu.com, aşk şiirleri, moda, tasarım, teknoloji, mizah, sağlık, haber, genel konular, genel kültür, yeşilyurt, makaleler,