logo  www.egehaberleri.net 
atatürk
  • Adana Portakal Çiçeği Karnavalı
  • Benaroyas; Atatürk’ü biz zehirledik
  • Bez Parçası
  • Okuldan Ayrılış
  • Adana Portakal Çiçeği Karnavalı
  • Benaroyas; Atatürk’ü biz zehirledik
  • Bez Parçası
  • Okuldan Ayrılış
Melahat E. TEKEŞİN
melahattekesin@gmail.com

- Bez Parçası   Yeni   

16 Nisan 2018
Rya Tabirleri

Yağmurlu bir günün sabahıydı. Tahta panjurlardan sızan güneş ışınları odamı çizgi çizgi şeklinde aydınlatmışlardı. Sızan ışıkların enerjisini içime almak istemiştim, aceleyle, panjurları açtığımda, gördüğüm manzara beni büyülemişti. Evimizin mısır bahçesi, henüz kazılmadığından çimenlerin arasından renk renk sarı beyaz papatyalar, mor menekşeler kafalarını şımararak güneşe doğru uzatmışlardı.

Derin bir nefes alarak seyre dalmıştım. Güneş, yağan yağmurun bir bölümünü ısıtmış topraktan buharlaşarak yükselmeye başlamışlardı. Mis gibi toprak kokusunu da beraberinde getirerek burnuma dolmuşlardı.

Annem, ahırdaki inekleri bahçeye salmış yavru danalarını da yanlarına alarak kuyruklarını kıvırarak bahçede bir köşeden öbür köşeye koşuyorlardı. En çok da hayvanların bu heyecan dolu koşuşmalarına bayılırdım. Soğuk kış günlerinde uzun süre ahırda kaldıklarından, baharı karşılamaları hep böyle olur diye düşünürken hafiften yükselen toprak kokulu buharları, daha çok içime çekerek ciğerlerime temiz havaları doldurmuştum.

Daha yapacak çok işlerim vardı, bana düşen konularda, anneme yardım edecek arkadaşlarımla oynamaya hak kazanacaktım. Aceleyle odamı düzeltmiş üst baş temizliğimi de bitirmiştim.

Sabah kahvaltısı hazır, herkes sofraya gelsin” sesi annemden yükselmişti. Aile geleneğimizdi; Sabah kahvaltısında ve akşam yemeğinde mutlaka aile bireyleri bir arada olmalıydık. Birlikte yemek yemezsek bereket kaçardı, öyle eğitilmiştik. Hatta babaannem, misafirlik dönüşlerinde, dedikoduyu birlikte getirirdi. “Birlikte yeme alışkanlıkları yok; başı bozuk askerlere benziyorlar, giden yemek yiyor, gelen yemek yiyor, o evde bereket olur muuu?

Öyle yemeğinde herkes bir tarafa dağıldığından birlikte olamıyorduk. Babam, sefertasına konan yemeklerini, terzi dükkanında yiyecekti. Fındık bahçeleri evlere hayli uzakta olduğundan aile büyükleri aparatif yiyecekleri tercih edelerdi. Bu nedenle sabah kahvaltıları çok kuvvetli olmalıydı.

Sabah kahvaltısında kalkan balığı ve istavit, hamsi vazgeçilmezlerimizde yer alırlardı. Henüz çay bitkisiyle tanışmadığımızdan kahvaltıda çayla kahvaltı alışkanlığı henüz yerleşmemişti. Tavada nar gibi kızartılmış balıklar, yöreye has dikenli salatalıklar eşliğinde yenilirdi; ya da ıhlamur çayı içilirdi ama ona da pek itibar etmez, sütü tercih ederdik. Ihlamur çayını içmek, yaşlılarımızın tercihi olurdu.

Kalkan balıkları da kocaman kütüklere yatırılır baltalarla kesilir, taze olarak yenenlerin dışında fazlalıklar toprak küplerde tuzlanırdı. İstavrit balıklarının boyları şimdiki palamut boylarındaydılar. Günümüzün istavritleri kadar küçük olanlar, ağdan kurtarılıp denize bırakılırdı. Mezgite yaşlı balığı deyip itibar etmezdik. Ancak ilerleyen yaşlarda tadına varacaktık.

Güneşli bir günün başlangıcındaydık, Mensure, evimizin kapısına kadar gelmişti.
Bugün bizim evin avlusunda oynayacağız annem öyle istiyor”demişti. Rüveyda teyze öyle istiyorsa, hiç itirazımız olamazdı. Otoriter, sözü sohbeti dinlenen bir kadındı. Bol çocuklu olduğundan mı bilinmez, bize çok sevecen yaklaşırdı. Avlularında oynamamıza izin verdiğine göre, bir bildiği vardır diye düşünmüştüm. Oyuna dalar, yemek saatini kaçırırsak, mısır ekmeği yanında zeytin bile verebilirdi…
Kahvaltı yaptıktan sonra, annemden izin alır gelirim” dedim.

Mensure’lerin avlularına vardığımda yukarıki mahalleden Ayşe, orta mahalleden Seyhan ve kardeşleri çoktan gelmişlerdi. Emine ve kardeşi Ayşe Mediha’yı alıp gelmişlerdi. Şükriye biraz geç kalmış fakat fazla bekletmemişti. Bizden küçük olanlar da oyuna alınma heyecanıyla beklemekteydiler. Gürültümüzü duyan, Remzi amcanın karısı Nuriye yenge bile gelmiş, seyirci olarak yerini almıştı.

Nuriye yenge, köyümüzün arşivi gibi bir kadındı. Herkesin doğum tarihini,tüm önemli olayları, nışan, düğün tarihlerini noktasını virgülüne kadar bilirdi. Bu özel yeteneğinin farkında olduğundan, her fırsatta, herkesin seceresini dökerdi. Doğum tarihinden ya da önemli günlerinin tarihinde tereddütü olanlar, bu özel yetenekli kadına başvururlardı. Evinin yanındaki, ana yol kenarında bulunan, armut ağacının dibindeki tahta oturağa oturur, gelen geçenlere secerelerini hatırlatırdı.
Sen, Yusufişi Mehmet’ten küçük, Halıdişi Mehmet’in oğlu, Cihan’dan bir ay büyük, Tatayişi Mevlit’ten üç ay küçüksün. Ahmetişi Bina da hepinizden büyük. Necatişi Hüseyin doğunca da” anlatımlar anlatımlar…

Hatta genç kızlar arasında şöyle bir espri konusu olurdu: “Belki yaşımızı saklayıp, kendimizi küçük göstereceğiz; Nuriye yenge, her toplulukta bizi deşifre ediyor” Bu özel yetenekli komşu yengemizi anlatmadan geçemedim.

Annelerimizin yırtılan, işe yaramayan elbiselerini parçalayarak bez torbasına doldurmuş, ağzını bağlayarak ipliklerle yuvarlak top haline getirmiştik. İki direk arası geçirdiğimiz çamaşır ipi, voleybol ağı görevini yapabilirdi. İp atlama, beş taş, çizgi taşı, ıstop başlıca oyunlarımızdandı.

O gün iki gruba ayrılıp yakan top oynamaya karar vermiştik. Genellikle, oyunları oynarken iki kişi kaptan olur, kimin yanında yer alacakları, kişilere birakılırdi. Mensure her daim benim tarafımı tercih ederdi.
Sen iyi oynuyorsun, çoğunlukla senin tarafın kazanıyor” derdi.

O gün ilginç bir olay gerçekleşmişti;
Şükriye ve ben takım kaptanı olmuştuk. Herkes seçimini yapmış, sıra Mensure’ye gelmişti. Mensüre ürkek bir tavırla, gözlerini benden kaçırmış, Şükriye’yle bakışmış ve onu tercih etmişti. Oyun esnasında bu olayı sorgulayıp durmuştum. Oyunlar oynanıyor, yeni oyunlara geçiliyordu; saatler ilerliyor ikindi vaktine yaklaşıyorduk. Rüveyda teyze kuzineden çıkardığı hamsili ekmeği, dumanı tüterken dilimlemiş, mis gibi kokular saçarak yanımıza getirmiş, yanında bir sepet dolusu, yöreye mahsus dikenli salatalar eşliğinde sunmuştu.
Çocuklar acıktınız, salatalıklarla birlikte hamsili ekmek dilimlerinden, istediğiniz kadar yiyebilirsiniz” demişti. Gözlerimiz faltaşı gibi açılmış, hipnoz olmuş gibi yiyeceklere odaklanmıştık ama sözleşmiş gibi hep bir ağızdan:
Biz aç değiliz Rüveyda teyze” dedik,

Çünkü her ailede, kimsenin evinde yemek yenmemesi gerektiği, hakkında tembihlerimiz vardı. Rüveyda teyze, “Merak etmeyin, ben annenize çok ısrar ederek yedirdiğimi anlatırım. Çeşmede ellerinizi yüzünüzu yıkayın”.

Kurşun gibi fırlayıp çeşmede temizlenmiş, kocaman hamsili ekmek dlimlerini ve salatalıkları kapma yarışına girmiştik. Yediğimiz bu özel yemeğin tadına bile varamamış; “Mensure beni neden tercih etmedi?” düşüncesi lezzetin bile önüne geçmişti. Akşam olup herkes dağılırken ben ayak sürtüp, Mensure’ye lafı dolandırmadan sorumu sormuştum.
Şükriye sana ne vermeyi vaad etti?
Önceleri söylemek istemedi ama tavrından doğru soruyu sorduğumu anlamıştım.
Ben biliyorum, doğruyu söyle” dedim.
Mensure anlatmaya başladı:
Ablası elbise dikmiş de artan bez parçalarını bana verecek
Ne yapacaksın onları?
Bez bebeğime elbiseler dikeceğim
Kaç parça vereccek?
İki
Ben sana daha büyük parçalar veririm, bundan sonra eskisi gibi beni tercih et” Ben zaten seni istiyordum ama bez bebeğimin elbisesi yoktu diye beni kandırdı”

Mahallemizde Feriha abla;
Evinde pratik dikiş, dikme kursunu açmış, genç kızlara dikiş dikmeyi öğretiyordu. Benim iki ablam da aynı kursa gidiyorlardı. Hemen hemen her evde Sümerbank çiçekli basmalarından renk renk elbiseler dikiliyordu. Kumaşlar alınırken de eskime veya yırtılma olasılığına karşın ek yapılacak düşüncesiyle fazla alınırdı. Eve varır varmaz gizlice, ablalarımın dikiş bohçalarını karıştırmaya başlamıştım. Artan kumaşlar rulo yapılmış iplerle bağlanmışlardı. Ertesi günü dahi beklemeden, parçaları Mensure’ye yetiştirmiştim. Ablalarım günlerce eksilen parçalarını arayıp durmuşlardı.

Her bez parçası, beni, çocukluğuma götürür, büyük bir özenle yaptığımız bez bebeklerimizi hatırlar; bez parçalarının ne denli değerli olduğunu anımsarım. Dudaklarımda muzip bir tebessümle, geçmişime dalarım…

Melahat Erten Tekeşin

  • Bu yazı ayrıca HÜRRİYETte de yayımlanmıştır..

Bez Parçası

 

Melahat Erten TEKEŞİN'in diğer yazıları

Okuldan Ayrılış

Okuldan Ayrılış

Yolcu otobüsü Nene Hatun Kız Öğretmen Okulu’nun demir kapısına yanaşmıştı. Nam-ı değer Hababam Sınıfı’nın kapıcısı Veysel Efendi, demir kapıyı bizim için son kez açacaktı. Müdürümüz Fethi Taner, kalabalık bir öğrenci grubunu Karadeniz’e taşıyacak otobüs şoförü ile konuşmuş, daha emniyetli yolculuk yapmamızı sağlayacak, son babalık görevini yerine getirecekti. Bizi, eğitim neferleri olarak yolculayacak, yurdumuzun her bir [...]

Takım Elbiselerim

Takım Elbiselerim

İmece usulü nedir? İmece, bir köy ya da köy topluluğu içinde işlerin ortak yapılmasıdır. İmece usulü yapılan işler: Köyün kanalizasyonunun yapılması, Düğün yerlerinin kurulması, Okul inşaatı, Cami inşaatı, Hayır işlerinde gereken ortak çalışma, köyde bilumum inşaat için para toplamak. Köyün ortak işlerinin imece kararı, muhtar ve ihtiyar heyeti tarafından alınır. Bir de aileler arası dayanışma imeceleri vardır; Yalnız yapılarak uzun sürecek işler, topluca yapılarak zevkli [...]

Sevgi burada nokta com

Sevgi burada nokta com

Bu yazımı, yakında ebediyete uğurladığımız, sevgili arkadaşım, Zehra (Turna) Bibin’e ithaf ediyorum. Birlikte oturmuş meslek hayatımızda yaptığımız yanlışları anlatıyor, veli öğretmen ilişkisinin ne denli güven üzerinde kurulduğu hakkında yorumlar yapıyorduk. Benim başımdan geçenleri; “Hatalarımdan Ders Almak” başlıklı yazımda anlatmıştım, yeniden değinmeyeceğim. Zehra: “Benim de başımdan ilginç bir hikaye geçti” diye başlamıştı. Biz şimdi müsaadeniz olursa Zehra (Turna) [...]

Ziller Çalacak

Ziller Çalacak

Süheyla; henüz hayatının baharında, dikenli gül ağacının tomurcukları gibiydi ya beyaz açacak sarı ya da kırmızının tonlarında… İçinin neşesi, güllerin yaydığı mis kokuları gibi mutluluk saçıyordu. Dördüncü sınıfta, şehir merkezine tayin olan öğretmenin yetiştirdiği ve sınıfını, benim devraldığım çocuklardan biriydi Süheyla. Biraz cılız bir yapıya sahipti; ama boyunun uzunluğundan öğretmeni onu, en arka sıranın köşe duvarına [...]

Guguklu Saat

Guguklu Saat

Bayılıyordum Ayşe teyzeye, şiir tadında konuşmasına; Yaşlı olmasına karşın, kurduğu düzgün cümlelerle, verdiği örneklemelerle, beni şaşırtırdı. En çok da r harflerini vurgulayarak konuşmasına bitiyordum. Çarıklı erkaniharp deyiminin anlamı tam ona göreydi: Fazla eğitim görmemiş, tahsilsiz ancak her işe kafası çalışan, kurnaz, gözü açık, uyanık köylü ve taşralılar için şaka yollu kullanılan deyim; Tam da Ayşe teyzeye uyardı. Onunla, sohbet [...]

Çaylarınızı tazeleyelim…

Çaylarınızı tazeleyelim…

Bugün sizlere, geçmişin sararmış yapraklarından çıkarıp günümüzün beyaz yapraklarından seslenmek istiyorum. Aslında mizaç olarak geçmişine takılıp sararmış sayfalarda kalan insanlardan değilim. Adı üstünde geçmiş; Acısıyla, tatlısıyla, iyisiyle, kötüsüyle geçmişte kalmıştır. Ama ara sıra sararmış yaprakları çevirirken güzellikleri, yad etmekte de fayda görürüm. Kötü deneyimlerimden hayıflanmak yerine, aldığım derslerden yararlanmaya bakarım. Güzellikleri andıkça da belleğime taze kan [...]

 

Melahat Erten TEKEŞİN'in Yazılarına Yapılan Yorumlar

Yolcular kalmasın! yazısına gulet kiralama tarafından yapılan yorumlar

Memleketimizin her yeri çok güzel gerçekten.Ben birçok yeri gezme fırsatı buldum lakin Karadenize hiç gitme fırsatım olmadı.ve en çok görmek istediğim yerlerden biride Sümela Manastırı. Yazınız sayesinde fikir sahibi oldum ve keyifle okudum teşekkür ederim... ...

Çaylarınızı tazeleyelim… yazısına Can tarafından yapılan yorumlar

Hocam yazılarınız bana ve hayatıma büyük zenginlikler katıyor, lütfen yazılarınızı hızlandırın sizden ogrenecegimiz daha çok şeyler var. Saygilar sevgiler hocam ...

Horozu gördün mü? yazısına can tarafından yapılan yorumlar

Ah bu karadeniz kadınlari tabiri caizse erkek gibidir, annemden bilirim:) çok eğlenceli ve keyifliydi ...

Aramızda kalsın ! yazısına can tarafından yapılan yorumlar

Hocam ben okumayı hiç sevemedim, çocukluğumdan beri hep berber olmak istemisimdir, ALLAHIMA çok şükür meslegimde iyi bir yerdeyim şimdi,okumak derken maalesef hiç kitap okuma aliskanligim da olmadı, sizin yazılarınıza bir göz atmak istedim, şimdi durduramıyorum kendimi böyle sıcak, samimi yazılar resmen girdap gibi zamanın içine ...

 

Sayısal Loto Süper Loto Şans Topu On Numara

 

Adana Portakal Çiçeği Karnavalı

Geçtiğimiz günlerde Adana’da havanın en güzel olduğu Nisan ayında portakal çiçekleri kokusu eşliğinde herkesi bir araya getiren Portakal Çiçeği Karnavalı bu yıl 6ncısı düzenlenen Türkiye’nin ilk ve tek sokak karnavalı olma farkını da taşıyan çok özel bir etkinlik yaşandı. Ahenkli görüntülere de sahne olan Adana Portakal Çiçeği Karnavalı 5-8 Nisan tarihleri arasında gerçekleşip oldukça hareketli bir [...]

Benaroyas; Atatürk’ü biz zehirledik

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ne kadar tanıyoruz bunu bilmeden onun hakkında yapılan konuşmalar doğru değildir. Bence Gazi Mustafa Kemal Atatürk, yüce Allah’ın inayetiyle ülkesini kurtarmak için dünyadaki en güçlü devletlere karşı bağımsızlık mücadelesi veren ve emperyalist güçlere karşı kazanarak Asya ve de dünyanın neresinde olursa olsun özgürlük için mücadele veren ülkeler için yol gösterici bir [...]

Bez Parçası

Yağmurlu bir günün sabahıydı. Tahta panjurlardan sızan güneş ışınları odamı çizgi çizgi şeklinde aydınlatmışlardı. Sızan ışıkların enerjisini içime almak istemiştim, aceleyle, panjurları açtığımda, gördüğüm manzara beni büyülemişti. Evimizin mısır bahçesi, henüz kazılmadığından çimenlerin arasından renk renk sarı beyaz papatyalar, mor menekşeler kafalarını şımararak güneşe doğru uzatmışlardı. Derin bir nefes alarak seyre dalmıştım. Güneş, yağan yağmurun bir [...]

Okuldan Ayrılış

Yolcu otobüsü Nene Hatun Kız Öğretmen Okulu’nun demir kapısına yanaşmıştı. Nam-ı değer Hababam Sınıfı’nın kapıcısı Veysel Efendi, demir kapıyı bizim için son kez açacaktı. Müdürümüz Fethi Taner, kalabalık bir öğrenci grubunu Karadeniz’e taşıyacak otobüs şoförü ile konuşmuş, daha emniyetli yolculuk yapmamızı sağlayacak, son babalık görevini yerine getirecekti. Bizi, eğitim neferleri olarak yolculayacak, yurdumuzun her bir [...]

1 Nisan şakasının kökeni nedir?

1564 yılında Fransa kralı IX Charles, yıl başlangıcını Ocak ayının birinci gününe aldı. Daha önce Avrupada yaygın olan yıl başlangıcı Mart 25 idi. O zamanki iletişim şartlarında IX Charles’in bu kararı fazla yayılamadı. Duyanlar ise protesto amacıyla eski adetlerine devam ettiler. 1 Nisan’da partiler düzenlediler. Diğerleri ise onları Nisan aptalları olarak nitelendirdiler. 1 Nisan’a bütün aptalların [...]

Azerbaycanlıların Soykırımı Günü; 31 Mart

Azerbaycan’da 31 Mart günü Soykırımı Günü olarak kabul edilmektedir. Azerbaycanlıların Soykırımı, 200 yıl boyunca başta Ermeniler olmak üzere diğer halkların Azerbaycanlılara karşı giriştikleri katliamları ve Azerbaycanlılara karşı yürüttükleri acımasız siyaseti ifade eder. 26 Mart 1998 yılında, Cumhurbaşkanı Haydar Aliyev’in bildirisi ile her yıl 31 Mart Azerbaycanlıların Soykırımı Günü olarak anılmaya başlanmıştır. 1813-1828 yılları Rusya ile İran [...]

Biri, Soy Ağacı mı dedi?

Geçtiğimiz aylarda devletimizin kurumsal web sitesinde soy ağacını bulma bölümü kısmı eklemesinin akabinde vatandaşlarımızca yoğun bir ilgi gördü, görmeye de belli bir kesimce hala devam ediyor. Tabi ister istemez bir eğitimci olarak bu da benim aklımda bir kaç soru işareti oluşturdu. Vatandaşımız kendisiyle aynı zamanda yaşamamış akrabalarını neden merak eder? Öyle ya, öğrenebileceğiniz tek şey onların [...]

 

Melehat Erten Tekeşin, Sezen Aksu, Eser Ürküt, Köşe Yazarı, Yazarkafe Yazarı, Ekrem Örsoğlu, söz yazarı, Zeus Ekrem, Karavancı Zeus, Akyaka Tarzanı, Köşe Yazıları, Alierenin Dünyası, alieren.eu, Alieren Ürküt, şiir bul, rüyamda, rüya tabirleri, rüya yorumla, yazarkafe yazarı, fikradeposu.net, fikradeposu.com, aşk şiirleri, moda, tasarım, teknoloji, mizah, sağlık, haber, genel konular, genel kültür, yeşilyurt, makaleler,