logo  www.egehaberleri.net 
atatürk
  • Günümüzde Sevgililer Günü
  • Başımıza gelenler, ihanetimizin sonucudur
  • Guguklu Saat
  • Neyzen Gece Kartalı
  • Günümüzde Sevgililer Günü
  • Başımıza gelenler, ihanetimizin sonucudur
  • Guguklu Saat
  • Neyzen Gece Kartalı
Melahat E. TEKEŞİN
melahattekesin@gmail.com

- Guguklu Saat   Yeni   

05 Şubat 2018
Rya Tabirleri

Bayılıyordum Ayşe teyzeye, şiir tadında konuşmasına; Yaşlı olmasına karşın, kurduğu düzgün cümlelerle, verdiği örneklemelerle, beni şaşırtırdı. En çok da r harflerini vurgulayarak konuşmasına bitiyordum.

Çarıklı erkaniharp deyiminin anlamı tam ona göreydi:
Fazla eğitim görmemiş, tahsilsiz ancak her işe kafası çalışan, kurnaz, gözü açık, uyanık köylü ve taşralılar için şaka yollu kullanılan deyim; Tam da Ayşe teyzeye uyardı. Onunla, sohbet etmekten büyük keyif alırdım. Boş konuşmaz, her konuştuğu, örneklemeleri altın öğütler kıvamında olurdu.

Benim de, yaşlı kadınlarla aram hep iyi olurdu. Onların da anlatacakları ne çok şeyleri olurdu. Bir gün gelecek, benim de ne çok anlatacağım şeyler olacak diye de hiç düşünmezdim.

Ayşe teyze, genellikle, akşam saatlerinde evimize uğrardı. Bir sabah, zamanını şaşırmış, kahvaltıdan sonra, balkonu yıkamak üzereyken burnundan soluyarak merdiven dibinde belirmişti;
Biliyorum, çok erken geldim, ama içim sıkıldı, dertleşmek istedim; isterseniz sizi meşgul etmeyeyim, akşama doğru uğrarım. Senin de tatil gününü ziyan etmeyeyim
Olur mu Ayşe teyze, evime gelmen bile benim şerefim olur, İş, sonra da yapılır, misafiri her zaman bulamayız, hem de sizin gibilerini. Balkonu akıtayım birlikte iki lafın belini kırarız”dedim.

Bugün içeride oturmak istemiyorum, sen balkonunu da merdivenlerini de yıka; şu duvarın üstüne oturup seni beklerim”. Çocuklarına çok sinirlenmişti, beddua demiyeyim ama ona benzer konuşma tarzıyla oğluna kızıyor, eleştiriyordu. Benim de oğluma, tulumunu giydirmiş beşiğe koyup balkona çıkarmıştım; içinde, mışıl mışıl uyuyordu. Çocuğumu göstererek: “İnsan çocuğuna bu kadar kızar, hiddetlenir de bu tip sözleri sarf edebilir mi, Ayşe teyze?” dedim.

Hi hi hi hiii!.. Çocuklar, her zaman,tulum giyip beşiklerinde yatmazlar; kısa pantolonlu da gezmezler. Gün gelir adam olurlar, senin de beklentilerin artar; çünkü sen de eski sen değilsin!

Üç oğlu, iki kızı vardı; hepsi evli barklıydı, torun torbaya karışmıştı. Belli ki birine fena halde kızmıştı. Ben de kişiyi, kendine emanet ederim, içini dökmek, rahatlamak istiyorsa dinlerim; karşımdaki ne kadarını anlatmak isterse o kadarını dinlerim, içini deşmem.

Anlatmaya başladı:
Biliyorsun, iki kızım, üç oğlum var, hepsi aynı değil elbette; aralarında fark var. Sana, bir örnekleme ile anlatayım:
Şu ağacın dibinde, içi armut dolusu bir sepet durduğunu varsayalım. Ben onu sırtıma alıp çarşıya götüreceğim, armutları satıp kazanç sağlayacağım. Tam sepetimi sırtlayacağım sırada, oğlumun biri yanımdan geçerken şöyle söylüyor:
Anne sen yaşlandın, artık bu işleri bırak” diyor, ama geçip gidiyor.
İkinci oğlum yanımdan geçerken:
Anne, bu sepet çok ağır, sepetin ipleri omuzlarını acıtır; ben, senin omuzlarına pamuk koyayım” diyerek omuzlarıma pamuklar koyuyor.
Üçüncü oğlum da yanından geçerken beni görür ve der ki:
Vay! Anne, sen, bu ağır sepet dolusu armutları, pazara götürüp satamazsın; biz ne güne duruyoruz, kalk oradan, bunu ben taşıyıp satacağım
Üçü de benim oğlum, üçünü de ben doğurdum; ben şimdi, hangisini daha çok seveyim?
Ben böyle bir örneklemeyi, hiç duymamıştım, çünkü, özü de sözü de Ayşe teyzeye aitti.
Halk arasında, erkek gibi kadın deyimi çok yaygındır; işte bu deyim de tam Ayşe teyzeye uyardı.
Çocuklarımın babaları vardı da ne oldu, iskele babası akşama kadar, kahvede çayına, pişpirik oynar; dünya yansa hasırı yanmaz

Ayşe teyzenin bugünkü dağarcığında bunlar vardı; başka bir güne, yine sahnenin perdesi, yeniden açılacaktı. Üç oğlundan en büyüğünün çok hazin bir hikayesi vardı. Ayşe teyze anlatmış, dirseğini masaya, yüzümü, Ayşe teyzeye çevirmiş masal anlatıyormuş gibi dinlemiştim.

Buyurun, perde açılsın…

Melodram; Modern tiyatroda acıklı, korkunç, olağanüstü konular etrafında yazılan ve gerilimi yüksek sahneler içeren duygusal oyunlara denir. Böyle bir açıklama yapma gereği duydum; çünkü o gün dinlediğim olaya uygun olduğunu düşündüm.

Ayşe teyze, tatil günlerimin birinde yine sahnedeydi. Atkısını almış kapımı çalmıştı. Yüzünde huzur dolu bir ifade vardı. İçeriye buyur ettim, hoş beş faslından sonra;
Ayşe teyzen, bugün sana, hayatında unutamadığı olaylardan birini anlatacak; bu Ayşe teyzen neler başarmış, neler başına gelmiş diye şaşıracaksın, dinlemek ister misin?
Ne demek Ayşe teyze, ne zaman bir şey anlatmak istedin de ben dinlemedim?

İçinden bir dram çıktı, inanılır, gibi değildi! Ayşe teyzenin ailesiyle, evlilik sonrası tanışmıştım, bütün çocukları çok saygılıydılar, ama en büyük oğlunun kibar hareketleri ve de düzgün Türkçesi, dikkatimi çekmişti.

Evimize her gelişinde, bir salon beyefendisi edasıyla selam verir; evden ayrılırken de asla arkasını dönmez, saygıyla hafif eğilerek arka arkaya yürür kapı çıkışına kadar gider önüne ondan sonra dönerdi. Ayşe teyze de tam, en büyük oğlunun başına gelenlerini anlatacaktı. Bunu tahmin etmiştim, çünkü etraftan bu hikayeyi, bölük börçük olarak duymuştum.

Ayşe teyzeyi dinliyoruz;

Benim büyük oğlum Sedat İstanbul’da Assubay Okulunda okuyordu. Bildiğiniz gibi, benim okutabilme gibi bir şansım yoktu, sağolsun devletimiz, Allah devletimize zeval vermesin; sınav yaptılar, çok yüksek puanla okula alındı. Tam okuldan assubay olarak çıkacaktı ki, günün Generalinin kızı Zeynep’le, Sedat birbirlerine aşık oldular. Sedat, hem Zeynep’i seviyor hem de generalin duymasından korkuyordu; daha çok da babasının Zeynep’e zarar vermesinden endişe ediyordu. Dedikodunun önüne geçemediler olay kulaktan kulağa yayılmaya başlamıştı.

Sedat, iznini kullanmak üzere memlekete gelmişti. Zeynep de ayrılığına dayanamayıp oğlumun peşinden gelmişti.
Benim evimin durumunu da bir anlatayım da ne denli zor durum yaşadığıma siz karar verin:

Evim, tamamen ahşap, yaz aylarında serin olması nedeniyle çok sağlıklı; ama kışın muhafazası zor olduğundan aşırı soğuk oluyor. Oda sayısı olarak sorunumuz yoktu, beş odamız vardı. Tuvalet de evin içinde, ondan da bir sıkıntımız yoktu.

Dış kapıdan girerken en büyük bölüm olan alana, yeme içme, oturma ısınma olaylarına hizmet eden bölümdü; hem de oturma odası olarak kullanıyoruz. Yerler toprak, odaların kapıları bu bölüme açılırdı. Ortasında, kocaman ocak bulunuyordu. Tavandan, açık ateşin üzerine denk gelen demir halkalı kermuli asılıyor, ucundaki kancaya kazanlar asılıp yemeklerimizi pişiriyoruz.

Henüz buğday ekmeğiyle tanışmamıştık; toprak plekileri ocakta kızdırıyoruz, yoğurduğumuz mısır ekmeklerini içine koyup üzerine, çelik sac kapak koyuyoruz. Kapaklanan sac üzerine önce, ateşten aldığımız kor dökülüyor üzerine de kül döküp kor ateşinin uzun süre dayanmasını sağlıyoruz. Böylece de nar gibi kızaran mısır ekmeğimizi pişiriyorduk. Birkaç iskemle üzerinde oturuyoruz, başka da eşyamız yok.

Paşa kızı Zeynep, narin, akşamları tir tir titriyor; evimizde, komşumuzda en yeni ve temiz kıyafetleri ona giydiriyorum. Babasının evine gitmeye hiç niyeti yok. “Ben, sizi çok sevdim; her koşulda sizinle yaşarım, siz beni düşünmeyin” diyor.

Haşaa! Paşa kızı kim, ben kimim, onu, evimde gelin olarak nasıl tutarım; eğer tutacaksam da usulüne göre olacaktı. Zeynep’i benim odamda yatırdım. Allah’a şükür yatak bol, yatmadan önce, yatağına ben yatıyorum; yatağını ısıtıp öyle yatırıyorum.

Her gün korku içinde yaşıyoruz, askeriyenin istihbaratı kuvvetli; yakalanma rizkleri fazla. Aslında, ben elimle, karakola teslim etmek istedim, ama Zeynep, “yaşamıma son veririm” diye yalvarıyor. Sedat da “Sen varsan ben hayatta olurum” diyerek her gün birbirlerine yeminler veriyorlar. Gel de dayan!

Aile meclisi toplandı, karar alındı. İstanbul’a gidilip kız istenecek.
Hangi, g…le paşaya gidip kız isteyeceksin, biz kim, paşa kızı kim!
Sülalede, kimin yeni bir kıyafeti varsa toplandı, birinin mantosu, birinin eteği, eşarbı, hırkası, çantası darken beni donattılar. Yanıma da ağzı laf yapan birini aldım. Aslında benim ağzım herkesten iyi laf yapar da konuştuğumu şivemden dolayı anlamazlar; diyerek böyle bir yola baş vurdum.

Ne yalan söyleyeyim, kimseden para istemedim; her zaman kenarımda beni utandırmayacak kadar param bulunur. Sedat’la Zeynep’i de yanımıza alarak İstanbul’a vardık. Uzatmayayım; Paşaya, elçi gönderip ziyaret edeceğimizi bildirdik. Kim evladına dayanmış ki paşa dayanacaktı! Annesi yataklara düşmüş, babası da suçun, oğlumda olmadığına kanaat getirmiş. “Zeynep de Sedat da gelsin, biz, onları affettik” diyerek bizi kabul ettiler.

Hep birlikte evlerine gittik, bembeyaz mermer merdivenlerden çıkarak evin zilini çaldık. Kapıyı annesi açtı, kızıyla kucaklaştılar; anne-kız ağlıyorlar, ben onlardan çok ağlıyorum. İçeriye, büyük bir salona aldılar, biraz sonra paşa da geldi; çocuklar ellerini öptüler. Paşa, köşe koltuğuna oturdu; ey gidiii, paşanın yanında konuşacak g…t var mı ki ben de, sesimi çıkaracağım…

Kızlarıyla hiçbir şey olmamış gibi konuşmaya başladılar. Anne-baba-kız aralarında havadan sudan konuşuyorlar. Ben dilimi yuttum; yerler halı, duvarlar halı. Etrafa da çaktırmadan bakıyorum, cahil olduğumu da fark etsinler istemiyorum.
Tövbe! Bismillah!
Etahfurullah, Estahfurullah!
Duvarda uzun bir kutu gibi birşey asılıyor; bir kuş, küçük kapıyı açıyor, bir sağa bir sola bakıyor:
Kuk kuuu!
Kuk kuuu!
Diyerek kapıyı kapatıp içeri giriyor!
Herkes konuşmaya başladı, benim aklım kuşta kaldı; aradan ne kadar zaman geçti bilemiyorum…
Kuş, yeniden, küçük kapısını açtı, kafasını çıkardı.
Kuk kuuu!
Kuk kuuu!
İçimden ne kadar dua biliyorsam hepsini okuyorum!
Tamam, yerdeki halıları anladım, koltukları anladım. duvardaki halıları da anladım da bu kuşun konuşması, neyin nesiydi!
Yarım saatte bir, kuş kafasını çıkarıp “Kuk kuuu Kuk kuuu”diyor.
Baktım olmayacak, biraz daha kuşu düşünürsem aklımı bozacağım; kendime gelip konuşmaya başladım:
Türkçe’nin virajlı yollarından “Sayın, müsaadeniz olursa, maruzatım var” demeyi de öğrenmiş dersime çalışmıştım.
Sayın Paşam, müsaadeniz olursa size, bir maruzatım var; beş çocuğum var, hepsini, sizin kızınızın emrine vereceğim. Kızınıza, rahat edebilmesi için, elimden geleni yapacağım. Biliyorum, sizin ayarınızda değiliz ama bizi bağışlayın; çocukların istekleri böyle
Paşa: “Ben onları affettim, siz merak etmeyin, her şeyi biliyorum
Dünyalar, benim olmuştu. Nikah işlemleri tamamlandı, memlekete geri döndük.

Bir sabah Zeynep, bacağını tutmuş ağlıyordu; ne yaptıksak ağrısını geçiremedik. Sedat’la Zeynep, İstanbul’a paşanın evine, geri döndüler. Oğlumu da kızlarını da bağırlarına bastılar.
Ne yazık ki, Zeynep, amansız hastalığa yakalanmıştı. Çok yaşamadan yolcu oldu.

Oğluma vasiyeti; “Biliyorum, çok gençsin, evleneceksin; evlenmeni de istiyorum, ama güzel birini alma!”
Sedat, vasiyetini yerine getirdi; evlendi. Dünya tatlısı çocukları oldu. Paşanın ailesinden de hiç kopmadı, sık sık ziyaretlerine gitti; biraz ara verip gidemese de onlar çağırırlardı.

Ayşe teyze sözlerini böyle bitirdi ama, her guguklu saati görünce, Ayşe teyzeyi hatırlar, Zeynep’le Sedat’ın Aşkını dinler, hazin hazin derinlere dalarım.

Melahat Erten Tekeşin

  • Bu yazı ayrıca HÜRRİYETte de yayımlanmıştır..

Guguklu Saat

 

Melahat Erten TEKEŞİN'in diğer yazıları

Çaylarınızı tazeleyelim…

Çaylarınızı tazeleyelim…

Bugün sizlere, geçmişin sararmış yapraklarından çıkarıp günümüzün beyaz yapraklarından seslenmek istiyorum. Aslında mizaç olarak geçmişine takılıp sararmış sayfalarda kalan insanlardan değilim. Adı üstünde geçmiş; Acısıyla, tatlısıyla, iyisiyle, kötüsüyle geçmişte kalmıştır. Ama ara sıra sararmış yaprakları çevirirken güzellikleri, yad etmekte de fayda görürüm. Kötü deneyimlerimden hayıflanmak yerine, aldığım derslerden yararlanmaya bakarım. Güzellikleri andıkça da belleğime taze kan [...]

Komşumuz Ali

Komşumuz Ali

Tayinimiz yeni çıkmış, kiralık ev aramaya başlamıştık. Emlak olayı pek gelişmemişti. Her mahallede boşalan evlere, “Kiralıktır” tabelalarını, tek tek adresinden bulmalıydık. Ev telefonu yok, cep zaten yok, yazılan adresi bulup bilmem Almanya’da çalışan birinin yakınını ya da bilmem kimin yakınının elinde bulunan adresle kontak kurmak zorundaydık. Bir de şehirler arası bir uğraş veriyoruz ve bu durum [...]

Aramızda kalsın !

Aramızda kalsın !

Bazı gecelerin ardından değişik bir heyecanla kalkarsınız. O günün, size özel olacağını hisseder, içiniz içinize sığmaz, değişik bir enerjiyle güne başlarsınız. Böyle günlerden birine uyanmıştım. Mesleğimde, yeni, toy, heyecanlı. Okula gitmeden, kalbimin yerinden çıkacakmış hissini aldığım günler. Gerçi bu heyecanım hiç bitmeden devam etmişti, sadece biraz deneyim kazanmışlığımın olgunluğu eklenmişti, o kadar. Şimdi bile, bunları yazarken [...]

Yolcular kalmasın!

Yolcular kalmasın!

Şimdi sizleri, rüzgarların toz kaldıramadığı topraklara götürmek istiyorum. Kurumuş yaprakları, çamur parçalarını, ağaç dallarını, belki ağaç köklerini dahi söküp kaldırdığını fakat toz zerreciklerini bulamayıp rüzgarın bile, sinirlendiği diyarlara götürmek istiyorum. Bol yağmurlarda temizlenmiş havayı ciğerlerine dolduran, yağmur sonrası, mis gibi toprak kokusunu soluyan, sırtında sepeti, elinde şemsiyesi, hangi çukura basmamasının muhasebesini yaparken bile yanındakilere espri yapmayı [...]

Öğretmen Derim

Öğretmen Derim

İnsanlık tarihiyle başlayan başka meslek var mıdır, bilemiyorum. Bir önceki tecrübesini kendinden sonra gelenlere öğretmiş insanoğlu, tecrübelerinden yararlandırmıştır. Bu görevi yapanlara öğreten anlamına gelen mesleğin adına da öğretmen denmiştir. Sadece öğreten midir, örnek olan mıdır, rol model midir öğretmen? Ürünü; et, kemik ve ruh olan, bu üç unsuru nasıl şekillendireceğinin, yoğuracağının bedensel ve ruhsal akışının, mimarlığının kararını verendir. [...]

Horozu gördün mü?

Horozu gördün mü?

O gün, hava çok güzeldi, özel bir gökyüzüne şahit olunmuştu. Gökyüzünde, tek bir bulut öbeğinin olmaması nadir günlerden birilerini yaşayacağımızın işaretini veriyordu. Gökyüzünde, bütün maviliğinin en özeli sergileniyordu. Bahar, özene bezene hünerlerini göstermiş, ağaçlar, yapraklarını tüm dünyayı kıskandıracak nitelikte, yeşilliklerini ortaya çıkarmışlardı. Mısır ekilecek bahçelererin en verimli ve özel bölümleri olan, bostanlık yerleri gübrelenecekti. Kış mevsimi [...]

 

Melahat Erten TEKEŞİN'in Yazılarına Yapılan Yorumlar

Çaylarınızı tazeleyelim… yazısına Can tarafından yapılan yorumlar

Hocam yazılarınız bana ve hayatıma büyük zenginlikler katıyor, lütfen yazılarınızı hızlandırın sizden ogrenecegimiz daha çok şeyler var. Saygilar sevgiler hocam ...

Horozu gördün mü? yazısına can tarafından yapılan yorumlar

Ah bu karadeniz kadınlari tabiri caizse erkek gibidir, annemden bilirim:) çok eğlenceli ve keyifliydi ...

Aramızda kalsın ! yazısına can tarafından yapılan yorumlar

Hocam ben okumayı hiç sevemedim, çocukluğumdan beri hep berber olmak istemisimdir, ALLAHIMA çok şükür meslegimde iyi bir yerdeyim şimdi,okumak derken maalesef hiç kitap okuma aliskanligim da olmadı, sizin yazılarınıza bir göz atmak istedim, şimdi durduramıyorum kendimi böyle sıcak, samimi yazılar resmen girdap gibi zamanın içine ...

Aramızda kalsın ! yazısına Güzin Eyüboğlu tarafından yapılan yorumlar

Yüreğinize sağlık hocam, muhteşem bir yazı. Okurken gülümsettiğiniz için de çok teşekkürler. ...

 

Sayısal Loto Süper Loto Şans Topu On Numara

 

Günümüzde Sevgililer Günü

Sevgililer Günü, her yılın 14 Şubat günü birçok ülkede kutlanan özel gündür. Kökeni, Roma Katolik Kilisesi’nin inanışına dayanan bu gün, Valentine ismindeki bir din adamının adına ilan edilen bir bayram günü olarak ortaya çıkmıştır. Bu sebeple bazı toplumlarda “Aziz Valentin Günü” olarak bilinir. Valentine kelimesi, Batı medeniyetlerinde hoşlanılan kişi veya sevgili anlamlarında da kullanılır. 14 Şubat, [...]

Bebeklere gerçek kelimeler kullanın..

Bebeğe AGU demeyin, Bilim adamları, bebekler daha konuşmaya başlamadan aylar önce onlarla konuşmaya başlamanın, bebeklerin beyinlerinin gelişmesinde önemli rol oynayacağını belirttiler. SINIFLANDIRMA YAPABİLİYORLAR İngiliz gazetelerindeki habere göre, üç aylıkken bile, müzik gibi diğer seslerden ziyade kelimelerin bebeklerin zekası üzerinde daha büyük etkisi olduğu sanılıyor. İllinois’deki Kuzeybatı Üniversitesi tarafından yapılan araştırmada, kelime duyan bebeklerin sınıflandırma yapabildikleri, sadece sesler duyan [...]

Başımıza gelenler, ihanetimizin sonucudur

İbranice’de İsrail’in manası Abdullah demek olduğunu hemen hemen herkes bilir. Abdullah ise Türkçe’de Allah kulu olduğunu bazı arkadaşlarımız bilmezler. Haç mevsiminde Yemen’den gelenler arasında Veysel Karani Hazretleri de bulunmaktadır. Peygamber efendimizin daha önceden verdikleri için ismi sorulduğunda, cevapları, Abdullah olur. İsrailoğullarnın konuşma dili zaten bir çoğumuzun bildiği gibi Arabi lisanının ilk devirlerindeki gibi kaba şivesidir. Zira [...]

Guguklu Saat

Bayılıyordum Ayşe teyzeye, şiir tadında konuşmasına; Yaşlı olmasına karşın, kurduğu düzgün cümlelerle, verdiği örneklemelerle, beni şaşırtırdı. En çok da r harflerini vurgulayarak konuşmasına bitiyordum. Çarıklı erkaniharp deyiminin anlamı tam ona göreydi: Fazla eğitim görmemiş, tahsilsiz ancak her işe kafası çalışan, kurnaz, gözü açık, uyanık köylü ve taşralılar için şaka yollu kullanılan deyim; Tam da Ayşe teyzeye uyardı. Onunla, sohbet [...]

Neyzen Gece Kartalı

Müziğe Nefes, Tribünde Ses… Yıllar sonra Neyzen ile karşılaştığımızda, bir süre birbirimize baktık. Saçlarımızdaki aklar, yüzümüzdeki çizgiler, hayatımızın geçişlerinin yaşantımız hakkındaki ilk izlenimleriydi. Oturup saatlerce konuştuk. Ne çok anı birikmişti. Hem güldük, hem hüzünlendik. Neyzen Gece Kartalı, 9 yaşında arkadaşlarıyla kızıl dereli oyunu oynamayı çok severmiş. Plastik borulara koydukları kağıt fişekleri birbirlerine atarlarmış. Günlerden bir gün, tam [...]

Siz, Azeri misiniz?

Keşke diyorum, 1918 yılında kurulan Cumhuriyetimiz, Azerbaycan Cumhuriyeti adını değil de Türkiye veya Türkeli Cumhuriyeti diye bir ad alsaydı (malum, 1920’de Sovyetler tarafından işgal edilsek de Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti olarak aynı adla devam ettik) O zaman ne olurdu? Düşünün, Beş sene sonra, yani 1923’de kurulan Türkiye Cumhuriyeti o zaman mecburen başka ad alacaktı, örneğin Anadolu Cumhuriyeti olacaktı. Düşünün, Karşılaşacağınız [...]

Uğur Mumcu’nun hayatı

Aslen, Ankara’lı olan Uğur Mumcu, 22 Ağustos 1942 yılında, babasının memuriyeti dolayısıyla Kırşehir’de, dört kardeşin üçüncüsü olarak doğdu. Annesi Nadire Hanım, babası, Tapu Kadastro memuru Hakkı Şinasi Bey’di. İlk ve orta okulları Ankara’da okuyan Mumcu çok aktif bir öğrenciydi. Bu hızlı yaşam Hukuk Fakültesinde de devam etti. 1961 yılında başladığı Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ni 1965 yılında [...]

 

Melehat Erten Tekeşin, Sezen Aksu, Eser Ürküt, Köşe Yazarı, Yazarkafe Yazarı, Ekrem Örsoğlu, söz yazarı, Zeus Ekrem, Karavancı Zeus, Akyaka Tarzanı, Köşe Yazıları, Alierenin Dünyası, alieren.eu, Alieren Ürküt, şiir bul, rüyamda, rüya tabirleri, rüya yorumla, yazarkafe yazarı, fikradeposu.net, fikradeposu.com, aşk şiirleri, moda, tasarım, teknoloji, mizah, sağlık, haber, genel konular, genel kültür, yeşilyurt, makaleler,