logo
atatürk
  • Kaz Dağları Ziyaretçilerine Ceza Yağıyor!
  • Anıtkabir’e nasıl girdiler?
  • Haydi Pikniğe Gidiyoruz!
  • Pakdemirli’den Geleceğe Nefes
  • Kaz Dağları Ziyaretçilerine Ceza Yağıyor!
  • Anıtkabir’e nasıl girdiler?
  • Haydi Pikniğe Gidiyoruz!
  • Pakdemirli’den Geleceğe Nefes
H.Bora ÇELİK
hboracelik@gmail.com

- Helanın da bir Tarihi var   Yeni   

30 Ekim 2019
Rya Tabirleri

Şuur altı” sloganı ile her konuda akıl fikir yürüten Sigmund Freud der ki; “Atalarımız, milyonlarca yıl önce dört ayak üstünde dolaşıyorlardı. Büyük ve küçük ihtiyaçlarım aynen hayvanlar gibi, durdukları yerde yapıyorlar, birbirlerinin pis kokularını çok yakından da koklamak zorunda kalıyorlardı. Günün birinde bu kokuya dayanamaz. Ne yapayım da bu pis vaziyetten kurtulayım diye düşünürken, aklına iki ayak üzerinde yürümek geldi

Bu satırları, ünlü psikanalizciye bir iftira olarak görmeyin. Onun yalancısıyım. Onun ataları burunlarını pislikten bu şekilde kurtarmış olabilir. Ama yapılan arkeolojik araştırmalar insanın, en büyük ihtiyacını yine insanca giderdiğini göstermektedir. Tuvalet kavramı, insanlık tarihi kadar eskidir. Zira hem kişi, hem toplum sağlığı açısından tuvaletler son derece önemlidir. En eski tuvaletlere, M.Ö 4000’li yıllarda Mezopotamya’da rastlanır. Hindistan’da, Suriye’de ve daha başka yerlerde tıpkı bizdeki gibi alaturka helalar bulunuyordu. Hatta Mısır’da Firavun mezarlarına, banyo ve tuvalet ilave etmek gibi ilginç bir adet bile vardı. Van’da ortaya çıkarılan ve MÖ 8’inci yüzyıla tarihlenen tuvalet kalıntısı ise, bugünkü alaturka tuvaletin aynısıdır. Hitit uygarlığında da dönemine göre bir hayli gelişmiş kanalizasyon sistemi vardı. İslam öncesi cahiliye toplumu tuvalet nedir bilmezdi. İhtiyacı gelen uygun bir yer bulmak için dağ bayır gezerdi. Onları bu tabii sıkıntıdan İslamiyet kurtarır. Onlara, İhtiyaçlarını nezih bir ortamda nasıl gidereceklerini öğretir.

Ancak yüzümüzü batıya çevirdiğimizde, burnumuza hoş olmayan kokular gelir, Mesela Herodot‘un yaşadığı o parlak devrede, eski Yunanlılar helayı bilmezlermiş. Herkes gece karanlığında sokak aralarında işini görürmüş.

Batı insanının ifrat ve tefrit arasında bocalayıp bir türlü orta yolu tutturamaması def-i hacet konusunda da görülür. Eski Yunan Medeniyetinin burnu pis kokudan kurtulmazken. Eski Roma işi fazla abartmış. Roma uygarlığında tuvaletler birer toplumsal kurumdu. Bir tür meclis görevi yaparlardı. Şehrin ileri gelenleri, tüccarları 30-40 kişilik umumi tuvaletlerde yüz yüze oturarak hem İhtiyaçlarını giderir, hem de kentin yüksek menfaatlerini tartışır, iş ilişkileri kurarlardı. Günümüzde böyle bir mekanı dünya gözüyle görmek isteyen varsa, bir koşu Efes harabelerine gidebilir. (Adrian Kitaplığını arkana alacaksın, sağdaki rampayı biraz çıkınca solda)

Gerçi tuvaletler “hayal ve tefekkür” dünyasıdır. Ancak bu hayal ve tefekkür düşkünlerinin bazıları işi abartıp tuvalete küçük bir kitaplık ve çalışma masası yapmaya kadar götürürse seyredin manzarayı.

Tarihçiler, bir mekan olarak tuvaletin, Doğudan Batıya geçtiğinde hem fikirler. Fakat bu geçiş yüzyıllar sürmüş. Ortaçağ Avrupasında görülen salgın hastalıkların baş sebeplerinden biri ele buymuş…

Elhak doğrudur. Zira her türlü pislik sokaklara dökülürmüş. Mesela 1388 yılında İngiltere Kralı II. Richard göl ve derelere def-İ hacet yapılmasını yasaklar. Ancak nereye yapılacağını söylemeyi unutur. Zavallı halk ne yapsın? Çözümü sokakta arar. Evinde ürettiği her türlü pisliği; büyük, küçük ne varsa sokak camından aşağı salar. Bu iş o kadar azıtılmış ki, mesela Edinburgh‘da gece sokağa çıkma gafletinde bulunan birisi, başına bir oturağın boşaltılmasını önlemek için. sürekli olarak “heed your handle” (elindekine dikkat et) diye bağırmak zorunda kalırdı.

Fransa pek mi iyi durumdaydı sanki? “Güneş Kral” denen XIV. Luis‘in Paris’inde de her çeşit kirli gece gündüz demeden pencerede sokağa, bahçeye boşaltılırdı. Anca Fransızlar, İngilizler gibi kaba değillerdi. Eline lazımlığı alan pencereyi açar ve aşağıdakinin cinsine göre cümle başına bir mösyö, matmazel veya madam ekleyerek “gare l’eau”suyz” (dikkat!) diye bağırıp salıverirdi.

Her sahada olduğu gibi, bu konuda da özel sektör devreye girer. Başına kazurat yiyenler için, 19. yüzyılın en büyük keşfini yaparlar. İlham, yahudilerin dini simgesi olan şapkadan gelir. Benzerlerini, güneşliğini leğen gibi bol tutarak imal ederler ve fötr şapkayı piyasaya sürerler. Münasebetsiz maddelerce kirlenmek istemeyenlerin çokluğu sebebiyle, bu moda, kadın ve erkekler arasında çok tutulur. Öyle ki, oturak terörü 18’inci yüzyılın sonuna doğru polisçe yasaklanmasına rağmen, bu moda hala revaçtadır.

Her şeyi devletten beklemek olmaz” sloganıyla hareket eden özel sektör, çözüm üretmeye devam eder. Seyyar umumi hela görevi gören, ellerinde pelerinle dolaşıp, ihtiyacı olanları bu pelerinin altına alarak işlerini görmelerini sağlayan ve bunun karşılığında da para alan kişiler türer. Ancak, elde edilen mamul yine sokaklara dökülür.

O dönemin Paris’inde, çevrede insan olup olmadığı hiç önemsenmeden her yerde rahatlama serbestliği vardı. Hatta Louvre Sarayı’nın merdivenlerinde bile ihtiyaç giderilirdi. Bu sebeple İspanya, Almanya ve Fransa‘da saraylar leş gibi kokardı.

Fransa Kralı 14. Louis, Versay Sarayı‘nı yaptırdığında, teamül gereği içine tuvalet koymamıştı. Buna karşılık sarayın demirbaş listesinde bir sürü lazımlık (oturak) tan başka, 208 adet basit tipte ve 66 adet de büyük ve süslü, oturaklı iskemle bulunmaktaydı. Oturak deyip geçmeyin. Bîr tanesinin maliyeti, bir mahalle dolusu fakiri üç Öğünden, 9 gün doyuracak değerdeydi. Zira oturaklar, son derece nadide porselenden yapılıp, çiçek vazoları gibi, resim ve motiflerle süsleniyordu. Süslemedeki maksat, güya bunlar boşaltılmaya götürülürken çorba kasesi mi, yoksa dışkı kabı mı olduğu anlaşılmamasıymış. Ancak, oturağın olmadığı acil durumlarda ise Versay sarayında, koridor ve şömineler hizmet veriyordu. Yazımızın basında Sigmund Freud‘un bir iddiasını nakletmiştik.

Osmanlının ilk Paris Elçisi Yirmi Sekiz Mehmed Çelebi hatıralarında. Fransızların er-avret su gibi parfüm kullandıklarından bahseder. Ancak çevreden gelen pis kokularla parfüm kokularının birleşerek daha beter bir koku oluşturmasından ve bunun da hiç bir parfüm cinsi tarafından bastırılamadığından yakınır.

Çelebimiz, yurda döndüğünde ayağının tozuyla Türkçe Deyimler Sözlüğüne bir özdeyiş hediye eder; “üzerine tüy dikmek” diye… Hatanın hatayla telafi edilmesi karşısında sarfetmiş bu sözü. Versay Sarayı kaynaklı bu “tüy dikme” metodu şöyle uygulanıyormuş. Koridor köşelerine hacetlerin büyüğü giderildiğinde uşaklar, bunları dışarıya atmadan önce bîr kaz tüyünü içine sokarlarmış. Birkaç gün sonra da tüyden tutarak, sertleşmiş olan haceti, pencereden dışarıya fırlattıklarında, artık o anki şanslı kişi kim ise onun kafasında patlarmış.

Bu arada resmi görüşmelerde bulunmak gerekiyorsa, toplantı mahallinin durumuna göre büyük ihtiyaçlar bahçedeki ağaç veya süs bitkilerinin kenarlarında giderilirmiş. Küçük ihtiyaçlar içinse, ellerinde ördeklerle dolaşan uşaklar hizmet verirlermiş.

XIV. Louis‘den bir Louis fazla olarak dünyaya gelen XV. Louis ise, işin zevkini çıkartanlardanmış. Saray erkanım kabul ettiği zaman, taht biçimindeki süslü, yüksek oturaklı koltuğunda oturur, huzurdakilerin iltifatlarını kabul ettiği sırada da hiç çekinmeden gereğini yaparmış. Özel koltuğun arkasındaki odadan oturağı değiştirmek, ekselanslarının alt katlarına ulaşıp silme imkanı bile varmış. Bu görev ise uşaklara değil, ancak kralın sevdiği saray erkanının bazılarına, büyük bir lütuf olarak verilirmiş. İtibara bak!

Medeniyet yarışında Almanya’yı atlarsak ayıp olur. 1483’de İmparator II. Frederik Almanyası‘nda, ekselansları Reutlingen şehrini ziyaret etme gafletinde bulunurlar. Kır atıyla halkı selamlarken sokaktaki pisliğin içine batmaktan zor kurtulur.

İdrarın vergilendirilmesi (aman kimse duymasın), bir jimnastik öğretmeninin verdiği teşaşür dersi Avrupa’da XX. yüzyıl başlarına kadar vaka-i adiyedendi.

Batıda temizliğin ve tuvaletin öneminin anlaşılması çok yenidir. Binalar yükseldikçe tuvalet problemi iyice dert olduğundan, oturup kafa yorarlar. Neticede, “sifon“un apartmanlara bir temizlik aracı olarak girmesi ile su tesisatçılığı başlar. Avrupa şehirlerinde modern su tesisatları, muslukçuluk ve kanalizasyon sistemi ancak 19. yüzyılın sonlarına doğru kurulur.

Japonlar bu konuda teknolojinin verdiği gazla daha da ileri giderler. Oturan kişinin tansiyonunu ölçen, idrarını muayene eden, derecesini Ölçen ve ağırlığını söyleyen klozetler imal ederler. Ayrıca su sarfiyatını azaltmak için de önemli bir keşifte bulunmuşlar. Çıkarılan münasebetsiz sesin duyulmamasını isteyenler, sık sık sifon çekmek yerine bir düğmeye bastıklarında, duvara monte edilmiş elektronik bir cihazdan şarıltılı su sesi çıkıyormuş.

Elin oğlu tuvalet üzerinde keşifler yaparken biz ele boş durmuyoruz elbette… Alt yapışız siteler inşa ediyoruz veya isale borularının ucunu çaktırmadan en yakın akarsuya veya denize uzatıveriyoruz. Böyle bir ortamda sineklerimizin bile genetik yapılan değişti. Önce saldırgan oldular, sonra adeta birer “holigan” haline geldiler… Umumi tuvaletlerimizin hali ise içler acısı. Ülkemizden ayrılan yabancılarının en çok yakındıkları konuların başında hala umumi tuvaletlerin pisliği geliyor.

Nereden nereye… Turistlerin ataları tuvalet bilmezken, bu ülke insanlarının ataları, insani ihtiyaçlarını yine insani yollardan gideriyorlardı. Başta İstanbul olmak üzere, şehirlerimizin temizliği dillere destandı. Batılı seyyahlar hatıralarında; hamamların yanı sıra camilerde, mükemmel hizmet veren umumi tuvaletlerin bulunduğunu hayranlıkla nakletmektedirler. Osmanlı döneminde l umumi tuvalet dendi mi, şırıl şırıl akan sularla, her daim pırıl pırıl mekânlar akla gelirdi. Şimdilerde ise “Büyük 500 Küçük 250” yazılı iğreti levhalarla. Tosun‘un edebiyata yaptığı katkılar geliyor gözümüzün önüne…

Vatan kurtarış ve büyük işler kotarış gibi konular varken, bu kokulu yazı da nereden çıktı demeyin. Zira tarih boyunca insanın en önemli ihtiyacının giderilmesi, bir medeniyet ölçüsü olmuş…

Hüseyin Bora ÇELİK / Tarih Öğretmeni

Helanın da bir Tarihi var

 

Hüseyin Bora ÇELİK'in Diğer Yazıları

Hocalı Soykırımı’nda Azerbaycan’da neler yaşandı?

Hocalı Soykırımı’nda Azerbaycan’da neler yaşandı?

Bir ırkın, bir etnik grubun sistemli bir şekilde yok edilmesini ifade eden soykırım (genodde) kavramı, pratik doğurguları nedeniyle çeşitli polemik ve tartışmaların odak noktasında yer almaktadır. Soykırım kavramı, Nazi Almanyası’nın Yahudilere karşı yürüttüğü yok etme kampanyalarına duyulan tepkinin somut bir ifadesi olarak, 1948 tarihinde Rapheal Lemkin‘in önerisi üzerine Birleşmiş Milletler Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi [...]

Etkili Anne ve Baba Eğitimine Dair 2

Etkili Anne ve Baba Eğitimine Dair 2

Çocukların benlik imajı üzerinde yıkıcı etkisi olabilir. Onlara kötü, değersiz olduklarını ve sevilmediklerini hissettirebilir. 9. Yorumlamak, analiz etmek, tanı koymak Çocuğa, ebeveyninin onun neden böyle davrandığını ve amacının ne olduğunu bildiğini iletir. 10. Güven vermek, duygularını paylaşmak, teselli etmek, desteklemek Ebeveynlerin sandığı gibi yararlı değildir. Çocuğa canı bir şeye sıkılmışken güven vermekle onu anlamadığınızı göstermiş olursunuz. 11. Araştırmak, kuşkulanmak, sorgulamak Sorular sormak, çocuğa güveninizin olmadığını iletir. 12. Sözünden dönmek, [...]

Etkili Anne ve Baba Eğitimi kitabına dair 1

Etkili Anne ve Baba Eğitimi kitabına dair 1

Artık çocuk eğitiminde farklı bir fikir okumam diye düşündüğümde, hep başka fikirler çıkıyor karşıma. En doğru denebilecek bir yöntem yok sanırım. Ancak kişiye en uygun yöntemden bahsedilebilir. Bu da ancak o kişi “işte budur” dediğinde olur. Tabi sonrasında uygulanıp uygulanamayacağı da başka bir bilinç gerektiriyor. Bu kitap bana bir başka açıdan bakmam gerektiğini gösterdi. Uygulayabilir miyim [...]

Aydınlık yarınlar için rehberimiz; Bilgi ve Bilim

Aydınlık yarınlar için rehberimiz; Bilgi ve Bilim

Milletimizin aydınlık yarınlara ulaşmasının tek yolu: “Bilgiyi ve Bilimi kendine rehber edinmiş gençlerle yol almaktan geçiyor” Kundaktan itibaren eğitim öğretimin ışığıyla yetişmiş bir birey olarak birçok tecrübe edindim sevgili dostlarım. Bunların en başında önüme sunulan her bilgiye inanmamam ve mutlaka objektif bir yöntemle araştırma tekniklerini kullanarak yazılı ve yazısız kaynaklara ulaştıktan sonra bilgiyi sınıflandırmam gerektiği öğretildi [...]

 

Hüseyin Bora ÇELİK'in Yazılarına Yapılan Yorumlar

Biri, Soy Ağacı mı dedi? yazısına mom jeans tarafından yapılan yorumlar

Soluksuz okudum çok güzel bir yazı emeğinize kaleminize sağlık ...

Teknoloji ve insanlığın durumu-1 yazısına gulet kiralama tarafından yapılan yorumlar

Gerçekten sonuna kadar size katıldığım ve büyük bir ilgiyle okuduğum bu yazınızı çok beğendim..Teknoloji günümüzün vazgeçilmezi oldu artık ama ben yinede eskiyi özleyenlerdenim sanırım...Daha mı güzeldik ne eskiden...Merakla bekliycem diğer yazılarınızı... ...

Halk, Balık Hafızalı mı? yazısına mom jeans tarafından yapılan yorumlar

Hocam fırsat buldukça yazılarınızı okumaya çalışıyorum. Tam duygularımızı tercüme edecek yazılar yazıyorsunuz size sonsuz teşekkürler. ...

En güzel hatıralarımız ölümsüzleşiyor yazısına mom jeans tarafından yapılan yorumlar

Harika bir sohbet olmuş Sayın Çelik size teşekkür ediyoruz. ...

 

Sayısal Loto Süper Loto Şans Topu On Numara

 

 

Kaz Dağları Ziyaretçilerine Ceza Yağıyor!

Çanakkale İline bağlı Kirazlı Balaban mevkiinde siyanürle altın çıkarma işini sürdüren Kanada’lı Almos Gold şirketinin çalışmaları, siyanürün çevreye vereceği zarar nedeniyle çevre halkı ve diğer illerden gelen çevreci gruplar tarafından protesto edilerek, çeşitli eylem ve yürüyüşler düzenlenmişti.           Almos Gold şirketinin verilerine göre 345.817 ağaç tıraşlanmak suretiyle katledilmiş, 4500 ton siyanür kullanılacaktır. Bahse konu şirket telafisi [...]

Anıtkabir’e nasıl girdiler?

Mustafa Kemal ATATÜRK, o yaşanılmış bir tarihtir. Öylesine bir tarihtir ki, inkârı silinmesi yok edilmesi veya yok sayılması mümkün olmayan, her harfi emsalsiz mücevher taşla yazılmış bir tarihtir. Şair Mutlu Çelik Cevaben Şiiri 4. kıtasında iki satırı aklıma gelir “Esir iken mümkün müdür ibadet, yatıp kalkıp Atatürk’e dua et” öylesine şükran dolu iki cümle ki, [...]

Haydi Pikniğe Gidiyoruz!

Öğretmenliğimin ilk yıllarına rastlar, Rize’nin Gündoğdu ilçesinde, Gündoğdu Merkez İlkokulu’nda üçüncü sınıfları okutuyordum. İlkbahar gelmiş, her taraf yemyeşil olmuştu. Baharla birlikte çocuklarımızın içlerinde kelebekler uçuşuyor, “kabına sığamıyor” misali dolaşıyorlardı. Okulumuz denizin kıyısında,  Rize-Artvin karayolu üzerinde yer alıyordu. Öğretmenler odasında, uzunlamasına dikdörtgen şeklinde, on on beş öğretmenin çevresinde rahatça oturabileceği bir masanın etrafında yerlerimizi almıştık. Müdürümüzün ayrı bir odası yoktu. [...]

Pakdemirli’den Geleceğe Nefes

Anavatan Partisi dönemlerinde sıkça adını duyduğumuz eski bir siyasetçiydi Ekrem Pakdemirli, DPT Müsteşar yardımcılığı, 9 Eylül Üniversitesi Rektör Yardımcılığı, Hazine ve Dış Ticaret Müsteşarlığı, Başbakanlık Baş Danışmanlığı, Büyükelçilik, 4. Dönem Milletvekilliği derken sırasıyla Ulaştırma, Maliye ve Gümrük, Devlet Bakanlığı ve Başbakan yardımcılığı görevlerinde bulunmuştu. Biyografisine baktığımız da, Albaraka Türk Katılım Bankası A.Ş ve Ülker markasının [...]

Mekteb-i Tıbbiyye-i Şahane

Sultan II. Abdülhamid Han tarafından yaptırılan ilk tıp okuludur. Yapımına 1894’de başlanmış ve 1903 yılında tamamlanmıştır. Binanın açılışı Abdülhamid’in doğum günü olan 06 Kasımda (1903) Cuma günü gerçekleşmiştir. Mimari tasarımı, Alexandre Valloury ve Raimondo D’Aronco‘ya aittir. (Paylaştığım fotoğraflar arasında, bugüne kadar özenle korunmuş orijinal maketi yer almaktadır). 1903–1909 yılları arasında Askeri Tıp Mektebi Tıbbiyye-i Şahane, botanik [...]

Doğa Tutkusu; Ölüme Uyanmak

“Ormanlarımdan bir dal kesenin başını keserim. Fatih Sultan Mehmet”           Karavanda yaşadığım 5 yılı aşkın sürede değer verdiğim birçok karavan sevdalısı doğa tutkunu dostlarımla, paylaşımın en güzeli olan doğa sevgisinde buluşup, soluduğumuz havayı, günün güzelliğinde, güneşi rüzgârı yağmuru kar ile karıştırıp paylaştığımız oldu. Ortak tutkumuz aynı yerde birleşip, anlam kazanıyordu, o vaz geçilmez tutku doğa sevgisinden başka bir şey [...]

Yalancı !

Cesaretle okurlarıma bir soru sormak istesem ne sorardım diye düşündüm, aklıma ilk gelen “Ülkemin en tanınmış yalancısı kim?” sorusu geldi, aklınıza ilk gelen kimin adı olabilir? Şimdi siz bu sorumun cevabını ararken ben bir satır başı yapayım.           Birkaç Belediye Başkanlığının siyasi el değiştirmesiyle nelerin ortaya döküldüğünü gördük, Belediyelerin öncülüğünde, güzel ülkemin böylesine renkli [...]

 

Hüseyin Bora Çelik, Eser Ürküt, Köşe Yazarı, Yazarkafe Yazarı, Ekrem Örsoğlu, Zeus Ekrem, Karavancı Zeus, Akyaka Tarzanı, Köşe Yazıları, Alierenin Dünyası, alierenay.com, Alieren Ürküt, fıkra deposu, şiir bul, rüyamda, rüya tabirleri, rüya yorumla, yazarkafe yazarı, fikradeposu.net, fikradeposu.com, aşk şiirleri, moda, tasarım, teknoloji, mizah, sağlık, haber, genel konular, genel kültür, yeşilyurt, makaleler, zeustan haber var